Kitapların bir kaderi olduğuna inananlardanım. Bazı kitaplar insanın eline düştüğü gibi okunurlar, sonra bir daha okunurlar, belki bir daha… Bazı kitaplar ise okunmayı raflarda uzun uzun beklerler. Zamanı vardır çünkü. Vakti geldiğinde okunacaktır, kitapların böyle bir kaderi vardır. Sineklerin Tanrısı kitabının kaderinde kitaplığımda uzun bir süre beklemek varmış.

Kasım 2016’da kütüphanemize dahil olduktan sonra tam 3 yıl okunmayı beklemiş. Ama sanıyorum beklemeye değdi, soluksuz okuduğum ve akışına kapıldığım bir kitap imiş meğerse.

Sineklerin Tanrısı çocukların maceralarını anlatan eğlenceli bir hikaye gibi karşılıyor okuyucuyu. Aaa ne güzel ilginç bir macera olacak galiba derken olanlar oluyor. Mercan Adası kitabıyla yakından ilişkisi bulunan Sineklerin Tanrısı’ndaki karakterlerin hepsi birer çocuk. Yaşları 6 ila 12 arasında olan bu çocuklar bütün saf ve pak duygularıyla dolu oldukları bu yaşlarında içinde bulundukları uçağın saldırı sonucu düşmesiyle ıssız bir adada kendilerini buluyorlar.

Kötülük Doğuştan mıdır?

Golding’in ilk eseri olan Sineklerin Tanrısı, ahlaki bir açmazı kitap boyunca sorguluyor aslında. Sonsözde detaylıca izah eden bu açmaz özetle şöyle: Belirli koşullarda yetişkinliğe erişmiş insanlardan her şey beklenebilir. İyiliği ve kötülüğü ayırt etme seviyesine ulaşan yetişkinler ahlaki olarak bütün insanlığa hizmet edecek kadar kendinden de feragat edebilir, milyonlarca insanın ölmesine sebep olacak savaşları da başlatabilir. Peki en büyüğü 12 yaşında olan çocuklardan ne bekleyebilirsiniz?

Sineklerin Tanrısı kitabından bu çocuklar uygarlıktan uzakta vahşileşip canavarlaşarak kan dökmekten çekinmeyen hale geliyorlar. Dolayısıyla kitap insanın içindeki kötülüğün yaratılıştan var olduğunu savunuyor. Çocuklar çoğu kişinin gözünde “melektir.” Duygusal yaklaşımlarımız bu yakıştırmayı yapsa da insanoğlu 7 yaşında da olsa 70 yaşında da olsa insandır. İçgüdülerimizde doğduğumuz andan itibaren hem iyilik hem de kötülük saklıdır.

Zaten İslam dini bu durumu insana her daim hatırlatmak üzere insanın “nefsiyle bir an olsun başbaşa kalmaması” için dikkatli olmasını ve dua etmesini öğütler. Doğduğundan itibaren iyilik ve güzellik üzere büyütülen çocuğun doğal olarak iyi bir insan olmasını bekleriz ancak içgüdülerimiz asla yok olmaz. Can çıkar huy çıkmaz demişler. Nefis bastırılmadığı ve doğru bir şekilde yönetilmediği takdirde dünyamızın Sineklerin Tanrısı’ndaki ada olmaması için hiçbir sebep yok.

Velhasıl Golding’in mercan adasında yaşananlar çok ilginç ve önemli bir bakış açısı sunuyor. İbret alınması gerektiğini düşünüyorum. Hem gerilim dolu bir macera okumak hem de bu ahlaki çıkmazı çözümlemek üzere okumanızı tavsiye ederim. Her daim iyilerden olabilmek dileğiyle…


William Golding - Sineklerin Tanrısı

SİNEKLERİN TANRISI

Yazar: William Golding

Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları

Web Sitesi: iskultur.com.tr

ARKA KAPAK METNİ

Sineklerin Tanrısı başlangıçta, ıssız bir adaya düşen çocukların serüvenlerini anlatan, küçükler için yazılmış bir öykü, R.M. Ballantyne’ın Mercan Adası’nın çağdaş bir uygulaması sanılabilir. Hatta Golding, kendine özgü buruk alaycılıkla, okuyucunun bu sanısını pekiştirmek istercesine, Sineklerin Tanrısı’nın başlıca iki kişisine Mercan Adası’ndaki çocuklardan aldığı Ralph ve Jack adlarını verir. Mercan Adası’nda Ballantyne, oldukça duygusal ve biraz da bön bir iyimserlikle, gemileri battıktan sonra Pasifik Okyanusu’nda ıssız bir adaya sığınan üç İngiliz gencinin, Büyük Britanya uygarlığının oldukça başarılı bir küçük örneğini nasıl yeniden kurduklarını anlatır. Golding’in Sineklerin Tanrısı’nda da bir mercan adası ve İngiliz çocuklar vardır. Ama altı ile on iki yaş arasında olan bu çocuklar, gelecekteki atom savaşı sırasında, güvenilir bir yere götürülmek üzere bindikleri uçak bir saldırıya uğradığı için bu mercan adasına düşmüşlerdir. Ve bu mercan adasında olup bitenler, Ballantyne’ın romanında olup bitenlere hiç mi hiç benzememektedir…

Sineklerin Tanrısı’nda gördüğümüz ıssız ada da yeryüzünün cennetlerinden biridir. Çocuklar da bu adanın, okudukları Mercan Adası’na çok benzediğini söylerler. Ne var ki, başlangıçta bunu hiç sezinlemediğimiz halde, atom çağının çocukları, bu güzelim adayı her açıdan bir cehenneme çevireceklerdir.

Yazar Hakkında

Muhammed Murat Tutar

İstanbul'da yaşıyorum. İstanbul Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü mezunuyum. İstanbul Medeniyet Üniversitesi'nde Mühendislik Yönetimi bölümünde tezli yüksek lisans yapıyorum. Üsküdar Belediyesi Bilgi İşlem Müdürlüğünde Sistem ve Ağ Yönetimi biriminde çalışıyorum. Uluslararası Genç Derneği üyesiyim. GENÇ Dergisi ve OKUR Dergisi'nde yazarlık yapıyorum.

Tüm Yazıları Göster