Yemen ülkesi türkülerimize dahi konu olmuş, Osmanlı’nın son döneminde sürgünlerle ve acılarla anılan bir ülke. Kahvesini severek Türk kahvesi usulünde içtiğimiz, bir asır önceki ülkemizin güneydoğusu olan bu coğrafya nevi şahsına münhasır oluşu bir yana, halen insanların acı çektikleri bir yer. Yemen’e 1800’lerin sonundan, bir Osmanlı Bulgar hekiminin gözünden bakmak için okudum Rumeli’den Yemen’e kitabını.

Yosif Lyubenov Köstendilli bir Osmanlı Bulgarı. Çocukluğunda yaşadığı yerdeki bir otacının yanında çıraklık yapmış. Burada tıp konusunda bir temel eğitim edinmiş. Sonrasında ise Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’de okuyarak askeri hekim olmuş ve Rumeli ile Yemen’de görev yapmış.

Lyubenov’un hayatının olduğu Rumeli’den Yemen’e kitabı 4 bölümden oluşuyor. Prof. Dr. Hüseyin Mevsim’in çevirisi ve çabalarıyla hazırlanan eserin giriş kısmında detaylı bir önsöz yazısı mevcut. Bu önsöz kitaptaki olayları daha iyi kavramak adına önemli ve çok iyi hazırlanmış. Devamında ise Lyubenov’un eczane çıraklığına ve mektepte öğrendim gördüğü zamanlara dair hatıraları, Rumeli’deki görevleri ve Rumeli-İstanbul-Yemen arasındaki yolculuğunu anlattığı seyahatnamesi bulunuyor. Son bölümde de Yemen’e dair hatıraları bulunuyor.

Yosif Lyubenov’un hem Rumeli’ye hem de Yemen’e dair güzel tespitleri var. Yaşadığı dönemde Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu duruma dair değerlendirmelerinin yanı sıra gittiği yerlerde yaptıklarını anlatıyor ve o yerlerin sosyal, siyasal, ekonomik, askeri, coğrafi vb. birçok açıdan durumlarına dair bilgiler paylaşıyor. Yemen’e dair özellikle anlatılabilecek her şeyi yazmış, o dönemin Yemen portresini sayfalarda görebilmek mümkün.

Kitaptan aldığım notlar şöyle:

  • Eczaneye kabul edilmem üzere bütün bir kasaba çalkalandı; özellikle de akrabalarım ve kısmen ev halkı çok heyecanlandılar. Bazıları babamı başarısından ötürü övüyorlar, başkaları “Oğlan açıkgöz, otacının zanaatını eline dolayacak!” diyorlardı. Bazı nineler de “Yazık olacak oğlana, bu lanet olasıca otacı büyücünün teki, oğlanı büyüleyecek!” diye fısıldaşıyorlardı aralarında.
  • Her ne kadar Türk, üstelik askeri mektep de olsa, Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’ye bütün yeni çıkan Bulgarca kitaplar ve bütün gazeteler (hatta bazı Rusça dergiler ve Eflak’ta çıkan Bulgarca gazeteler) geliyorlardı.
  • Saraybosna’da her Cuma ve Pazar sevdalık günleriymiş. İslam’ı kabul edenlerin koruduğu şeylerden biri, kızlarının evleninceye kadar serbest, feracesiz, açık gezebilmeleriydi. 25 yaşın üzerinde de olsa, mademki kız, başında küçük fesle açık gezebiliyordu. Evlendikten sonra bir çeşit feraceye bürünüyor, başlık takıyor ve yüzü örten duvaktan kimse gözlerini göremiyordu.
  • Mostar’da sıkça öyle şiddetli rüzgar esiyordu ki bizim Sliven ve Vratsa rüzgarları bunun yanında oyuncak kalır. Mostar’da rüzgar estiği sırada birbirimize tutunmak zorunda kalıyorduk.
  • O zaman Raguza bir hususta Köstendil’e çok benziyordu. Köstendil’de Makedon çetecilerin Türklerle görüştükleri gibi, orada da Hersekli isyancılar Türklerle buluşuyorlardı. Köstendil’de olduğu gibi, Türkler Raguza’ya gelip isyancılarla görüşüyorlar, arkadaşlık yapıyorlar, içiyor ve beraber eğleniyorlardı. Ancak Hersek’e gidilince, birbirini vurmaya bakıyorlardı.
  • Sana Mutasarraflığı’nın ana merkezi olan Sana aynı zamanda Yemen’in payitahtı konumunda. Şehir, Arap ve Yahudi olmak üzere iki mahalleye ayrılıyor, toplamda irili ufaklı otuz civarında cami, odun olmadığından insan dışkısıyla ısıtılan on hamam var. Son zamanlarda Türklerin yaptıkları yeni hamam şehrin en iyi hamamı kabul ediliyor.
  • Yemen’de şöyle bir adet var: Borçlu borcunu ödeyemediğinde, rehin olarak çocuğunu hapishaneye bırakıyor, kendisi ise onu kurtarmak üzere çalışmaya gidiyor. O yüzden 8 yaşında çocukların bile hapishanede yattıklarını görürsünüz.
  • Eğer Yemen Arapları arasında birlik olsaydı, her ne kadar fitilli tüfeklerle donanımlı olsa da, bir gecede bütün Türk askerlerini yok edebilirlerdi.
  • Yemen’in bazı bölgelerinde endemik bir hastalık kol geziyor. Bu hastalık kendini yerlilerin olduğu gibi yabancıların da bedenlerinde beliren bir çeşit kurtta gösteriyor. Ancak hastalığın bulaşması için, insanın bir süre havanın veya suyun bu kurdun larvalarıyla dolu olduğu yerlerde yaşaması gerekiyor. Böylece, bu bulaşıcı ortamda kalmasından 8-9 ay sonra, o ana kadar tamamen sağlam görünen bir insanın bir yerinde içi saydam sıvıyla dolu küçük bir kabarcık beliriyor; bu kabarcığın altında kurdun nasıl başını oynattığı görülebiliyor.
  • Yemen, Türkiye için bir yara, ancak orasını terk ederse mukaddes toprakları kaybedebilir, oysa mukaddes topraklara devasa zenginlikler akıyor bütün Müslüman aleminden.

Burada paylaştığım notlar belli başlı olanlar. Daha birçok altını çizdiğim satır olmakla birlikte kitabı okuyarak o dönemin özellikle Yemen’ine dair detaylı malumat edinebilirsiniz.


Yosif Lyubenov - Rumeli'den Yemen'e

RUMELİ’DEN YEMEN’E – BİR OSMANLI BULGAR HEKİMİNİN HATIRALARI

Yazar: Yosif Lyubenov

Yayınevi: Yeditepe Yayınevi

Web Sitesi: yeditepeyayinevi.com

ARKA KAPAK METNİ

19 yüzyıl ortalarından itibaren kapılarını Bulgar talebelere de açan Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane, sunduğu sağlam eğitim ve kariyer imkânlarıyla kısa sürede onlarca genci kendine çekmeyi başarıyor.

Bu gençlerden biri de, doğduğu Köstendil’de eczane çıraklığı yaptığı sırada tıbba yönelik ilgisi iyice pekişen Yosif Lyubenov (1846-1909) mezun olduktan sonra çok çalkantılı bir dönemde askeri hekim sıfatıyla Osmanlı ordusunda başarıyla görev yapmıştır (1876- 1880).

Ülkesine dönünce bir elinde neşter, diğerinde kalemle tıbba hizmete devam eden Bulgar hekim, eczane çıraklığı, payitahtın seçkin mektebinde talebeliği, Balkanlarda ve Yemen’de askerî hekimliği hakkında, Osmanlı tıp tarihi açısından önem arz eden hatıralar kaleme almıştır.

Bulgar edebiyatında Arap coğrafyasını ve daha somut olarak Yemen’i odağına alıp ayrıntıyla tasvir eden ilk eser olma özelliğini taşıyan hatıratında ise, maceralı deniz ve kara yolculuğunun yanı sıra görev yaptığı birkaç yıl boyunca askerî birliğiyle dolaştığı yerleşimlerle ilgili arşiv değeri taşıyan bilgiler ve veriler sunmuştur.

Yemen’in coğrafyası, tarımı ve bitki örtüsü, yerli halkın hayat tarzı, geçim kaynakları, ilginç âdetleri ve gelenekleri, yeme ve içme alışkanlıkları, vilayetteki sağlık hizmetleri, endemik hastalıklar vs. gibi birçok başka konuda tespitler ve gözlemler içeren hatırat böylelikle dönemin ve bölgenin eşsiz bir tanıklığına dönüşmüştür.

Yazar Hakkında

Muhammed Murat Tutar

İstanbul'da yaşıyorum. İstanbul Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü mezunuyum. İstanbul Medeniyet Üniversitesi'nde Mühendislik Yönetimi bölümünde tezli yüksek lisans yapıyorum. Üsküdar Belediyesi Bilgi İşlem Müdürlüğünde Sistem ve Ağ Yönetimi biriminde çalışıyorum. Uluslararası Genç Derneği üyesiyim. GENÇ Dergisi ve OKUR Dergisi'nde yazarlık yapıyorum.

Tüm Yazıları Göster