Kudüs Yolculuğu

Günümüzde Koprivşitsa ismiyle anılan, Avratalan doğumlu Mihail Macarov, genç yaşta ailesi ile Edirne, İstanbul, Mısır ve Kudüs şehirlerini görmüş ve gezmiş. Bu seyahatini de ileriki yıllarda kaleme alarak oldukça sade ve akıcı bir biçimde anlatır. Hazırladığı eser ise Hüseyin Mevsim tarafından dilimize Kudüs Yolculuğu ismiyle kazandırılmış.

Macarov ailesi abacılıkla geçimini sağlıyor. Mihail Macarov’un babası İstanbul ve Mısır arasında kârlı bir ticari şirket kurmuş ve kazandıkça kazanıyor. Kitaptan anlaşıldığı kadarıyla özellikle Avratalanlılar çok çalışkan ve tutumlu insanlar. Macarov ailesi gün geliyor hacı olmaya karar veriyorlar. Bir yandan İstanbul ve Mısır’daki ticari faaliyetleri sürdürmek ve denetlemek, diğer yandan Kudüs’ü ziyaret ederek hacı olmak gayesiyle ailecek yolculuğa çıkıyorlar.

İlginçtir ki Bulgarların Rumlarla arası pek iyi değil ve bu durum hacılığa kadar yansımış. Birçok Bulgar Kudüs’e hacı olarak gidenleri “Yunanlara hizmet ediyorsunuz” şeklinde eleştiriyor. Zira Kudüs Patrikliği Rumlarda. Bulgar-Rum anlaşmazlığı siyasi mevzulardan öte hayatın her alanına yansımış, kitapta bu çok net bir şekilde hissediliyor.

Yolculuk Filibe, Edirne, Tekirdağ, İstanbul, İzmir, İskenderiye, Kahire-Kudüs hattında seyrediyor. Filibe’ye kadar atlarla, Filibe’den sonra araçla yolculuk ediyorlar. Mihail Macarov Edirne’yi ticari açıdan zayıf bulmakla birlikte Selimiye’ye hayran kalıyor ve minaresine dahi çıkıyor. İstanbul’a dair ise çok fazla detay anlatmamakla birlikte başlarından geçen birkaç olaydan bahsediyor. Bir defasında yangına koşan Bulgar tulumbacıların peşine takılıyor ve Bulgar tulumbacılarla duyduğu gururu anlatıyor. Başka bir zaman ise davet edildikleri bir partide Rumların açık saçık giyinmelerine ve Rum kadınlarla erkeklerin sarmaş dolaş dans etmelerine hayret ediyorlar. Annesi başı örtülü bir şekilde o partide bulunuyor ve hiç memnun olmuyorlar.

İlginç bir detay: O dönem Rum kızlar Bulgar erkeklerle evlenmek isterlermiş. Çünkü Bulgarlar hem tutumlu hem de sadıklarmış. Ancak buna karşın Bulgar erkekler Rum kızlarla evlenmeye pek yanaşmazlarmış. Zira doğacakları çocuğu annesinin Yunan kültürüyle büyütmesini istemiyorlarmış.

İstanbul’dan İskenderiye’ye deniz yolculuğu çok zahmetli geçmiş. İskenderiye ise dönemin zengin Avrupalılarının uğrak yeri olduğundan oldukça gelişmiş bir şehir. Mısır’a dair Macarov’un anlattıkları arasında en çok şu dikkatimi çekti: Avratalanlılar başta İstanbul olmak üzere birçok Osmanlı şehrine dağılmış, özellikle Akdeniz kıyılarına gurbete çalışmak için çıkmışlar. Ailesi memleketinde, kendisi gurbette çalışan birçok Avratalanlı varmış. Mısır’da da Avratalanlılardan sütçülük yapan ve birçok müşterisi bulunanlar varmış. Avratalanlılar Mısırlılara o kadar güven vermişler ki bir sütçü Avratalan’a geri dönmeye karar verirse müşterilerini başka bir sütçüye referans karşılığında satıyormuş ve ciddi kazanç elde ediliyormuş bu satıştan.

Kitapta en mühim olarak beklediğimiz Kudüs şehri ise çok az yer alıyor. Oradaki hacı olma ritüelleri ve Rumların beğenmedikleri davranışlarına dair bazı anektodlar var sadece. Bu açıdan Kudüsle ilgili kısımlar oldukça zayıf.

Kudüs Yolculuğu kitabı Kudüs’ten ziyade Kudüs’e giderken Macarov ailesinin başından geçenleri ve dönemin sosyal-ekonomik-toplumsal koşullarını aktaran bir kitap. Bulgarlara dair kültürel manada bir bilgimiz maalesef yok ancak tarihte hem iç içe yaşamışız hem de yaşayış açısından çok fazla benzerliğimiz var. 19. yüzyılın son yarısında bir Bulgarın gözünden Osmanlı coğrafyasındaki en önemli şehirlere dair izlenimleri merak ediyorsanız, bu kitabı mutlaka okumalısınız.


KUDÜS YOLCULUĞU

Yazar: Mihail Macarov

Yayınevi: Kitap Yayınevi

Web Sitesi: kitapyayinevi.com

ARKA KAPAK METNİ

Mihail Macarov Osmanlı tebaasından Avratalanlı  (Koprivşitsa) bir Bulgar ailenin çocuğudur. Babası İvan Macarov ömrünü gurbette geçirerek aba imalat ve ticareti yapmaktadır. İstanbul’da Çorapçı Han’da dükkânı vardır. Genç Mihail de burada çalışacak, sonra 1873’te girdiği Robert Kolej’de eğitim görerek Bulgar aydınları arasındaki yerini alacaktır.  Ama Macarov’un bu kitaptaki Kudüs yolculuğu anıları daha önceye 1868-69’a aittir. İvan Macarov 1868’de yanına karısını ve oğlu Mihail’i alarak hacı olmak üzere Kudüs’e doğru yola çıkar. Yanında Mısır’daki ortağının karısı ve iki oğlu da vardır. At arabasıyla yola çıkan kafile önce Filibe’ye, sonra Edirne’ye varır. On dört yaşındaki Mihail Selimiye Camii’ne hayran olur, hemen minarelerden birinin üçüncü şerefesine tırmanır. Burada bir gün kalırlar sonraki etapta Tekirdağ yolculuğu vardır. Buradan İstanbul’a vapurla giderler ve Fener’de bir eve yerleşerek kentte üç ay kalırlar. Ayasofya’yı, Vlaherna (Ayvansaray) Kapısı’nı, Yeniçeri Müzesi’ni, Hipodromu görür. Bir İstanbul yangınında tulumbacıların peşine takılıp babasından bir güzel azar işitir. Nihayet esas yolculuğun günü gelir. Bir Avusturya vapuruyla İskenderiye yolculuğu başlar. Varılacak ilk iskele İzmir’dir. Oradaki abacı hemşerilerinin yarımıyla kenti keşfe çıkarlar. Zahmetli ve fırtınalı bir yolculukla İskenderiye’ye ulaşırlar. Babasının İskenderiye ve Kahire’de dükkânları olduğundan sonraki etapta Kahire yolculuğu vardır. Buraya trenle üçüncü mevkide (tutumluluk Bulgar tüccarlarının en önemli özelliğidir) giderler. Burada iki ay kalırlar. Mısır’dan Kudüs’e en kolay yol, İskenderiye’ye dönüp vapurla Yafa’ya gitmektir. Buradan ötesi kervan yolculuğudur. Bir deve ve altı katır kiralayıp hac kervanına katılırlar. Kervanı Osmanlı zaptiyeleri korumaktadır. Bundan sonrası Kudüs’e varışın, hac ritüellerinin yerine getirişin, Avratalan’daki her aileye bir hac hediyesi (bilezik, yüzük, küçük haç, tespih) alışın ve geri dönüşün hikâyesidir.

0 Shares:
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu yazıları da beğenebilirsiniz