Doğu Avrupa toplumları her ne kadar bize fiziken yakın olsalar da, hatta yüzyıllar boyunca atalarımız bu topraklarda hüküm sürseler de Balkan Savaşları’nın ardından hepten kaybettiğimiz bir coğrafya. Mesela Üsküdar’dan yola çıkıp Bulgaristan hakimiyetinde bulunan Plevne’ye gitmek isteseniz, Samsun’a gitmekten daha kısa sürede Plevne’ye varabilirsiniz. Romanya’nın başkenti Bükreş, İstanbul’a Kayseri’den daha yakın. Çekya’nın başkenti Prag ise İstanbul-Hakkari arasındaki mesafe kadar yakınımızda. Velhasıl Doğu Avrupa bize çok yakın, hele ki Balkan coğrafyası.

Ancak bu coğrafya özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Sovyetlerin baskıları altında ezilmiş, komünist yönetimlerce perişan edilmişler. Rus toplumu kendi iç dinamikleri sebebiyle komünizme evrilip Sovyetleri oluşturduysa da, Doğu Avrupa toplumlarının sosyolojik, ekonomik, coğrafi özellikleri ve toplumların içinde bulundukları psikolojik durum hiç umursanmadan komünizm dayatılmış ve insanlar gerçekten büyük zorluklar yaşamışlar.

Gabriel Garcia Marquez 1950’li yıllarda Doğu Avrupa’daki ülkeleri ve tabii ki Moskova’yı ziyaret ediyor. Bu seyahati boyunca gözlemlerini kaydediyor ve ortaya bu eser çıkıyor. 11 bölümden müteşekkil kitapta Berlin, Polonya, Çekoslovakya, Ukrayna, Rusya ve Macaristan gibi Doğu Avrupa toplumlarındaki özelliklere insanlara, insanların sosyal yaşamlarına dair izlenimlerini anlatıyor.

Her bölümde çarpıcı ve ilginç hatıralar aktaran Marquez’in müthiş gözlem yeteneği kitabın her bir sayfasına yansımış. Üstelik 20’li yaşlarında bu ziyareti gerçekleştirmesi ve genç yaşına rağmen yaptığı tespitler dikkat çekici. Mesela bölümlerden birinin başlığı “SSCB: Tek Bir Coca-Cola İlanı Bulunmayan 22.400.000 Kilometrekare” şeklinde. Kapitalist dünyada popülerliği zirvede olan Coca-Cola hakkında bu tespit belki “kapitalizm savunucu” gibi görünse de 2020’li yıllarda herhangi bir yerde zincir marketlerin varlığını “medeniyet”in varlığı gibi gören toplumumuzla kıyaslayınca çok masum duruyor.

Naylon çorapların müthiş bir lüks olarak görüldüğü, servet sahibi olabilen ancak mülk sahibi olamayan insanların yaşadığı, dış dünyadan bihaber olmakla birlikte bütün dünyanın kendileri gibi yaşadığı yanılgısıyla yaşayan Doğu Avrupa toplumlarını anlamak için bu kitap iyi bir başlangıç olabilir.

Kitaptan tadımlık bir bölüm:

Soru sorma sırası bana gelince, Sovyet TU-104’lerde kullanılan turbo reaktörlerin mucidi olan Profesör Andrey Tupolev’in, parasıyla ne yapacağını bilemeyen bir milyarder olduğunu söyledim. Parayı ne sanayi kuruluşlarına yatırabiliyor ne de kiralayabileceği evler satın alabiliyordu. Öldüğünde, tıklım tıklım ruble dolu sandıkları devlete geri dönecekti. Sordum:

“İnsan Moskova’da beş apartman dairesi sahibi olabilir mi?”

“Elbette olabilir,” diye karşılık verdiler. “Ama bir insan aynı anda beş apartmanda birden nasıl oturabilir?”


DOĞU AVRUPA’DA YOLCULUK

Yazar: Gabriel García Márquez

Yayınevi: Can Yayınları

Web Sitesi: canyayinlari.com

ARKA KAPAK METNİ

Sınıfların ortadan kalkması hayret verici bir şey. Herkes eşit, herkes aynı düzeyde, herkes kötü dikilmiş eski püskü giysiler içinde, ayaklarında kalitesiz ayakkabılar var. Hiç acele etmiyorlar, telaş yok, sanki yaşamak için her şeyi ağırdan alıp tüm vakitlerini kullanıyorlar. Burada da köylerdeki aynı saf, iyi kalpli ve sağlıklı kalabalık kitleler var ama devasa boyutlarda. 

Doğu Avrupa’da Yolculuk Gabriel García Márquez’in 1950’lerde gazeteci olarak Doğu Avrupa’daki sosyalist ülkelere yaptığı seyahatin bir güncesi. Doğu Almanya’dan başlayıp Çekoslovakya, Polonya, Macaristan ve Sovyetler Birliği’ne uzanan bu serüven boyunca okurlar Márquez’in hem yol arkadaşları ve tanıştığı kişilere dair gözlemlerini hem de dönemin toplumsal ve siyasi gelişmeleriyle ilgili yorumlarını bulacaklar, elbette hepsi yazarın kendine has renkli anlatımıyla.